Yeniden paylaşım sürecinde Suriye

ABD’nin, geçtiğimiz günlerde Suriye ordusunu da savaş uçağını da vurması, peşinden de İran’ın insansız hava aracını düşürmesi, Suriye’de sürecin gidişatına, dolayısıyla dengeleri/ittifakları nasıl etkileyeceğine dair çeşitli değerlendirmelere sebep oldu.

Suriye’deki savaşta olup biteni değerlendirirken, herhangi bir çatışmanın en dar bağlamını yansıtan lokal görüntülerden ibaret verilerle yetinmek veya örneğin Türkiye’nin YPG’yle ilintili tepkilerini bütünden kopararak ele almak, yanılgı olasılığını artırıyor. Mesela, kimi değerlendirme yazılarında rastladığımız gibi “ABD saldırısının muhtemel sonuçlarından birisinin, PYD/YPG güçlerine karşı bir Türkiye-Suriye işbirliği olacağını ve hatta böylesi bir işbirliğine İran ile Rusya’nın da destek vereceğini” söylemek, bir anlamda Türkiye’nin Rusya-Suriye-İran ittifakına dahil olacağını varsaymaktır ki bu, sürecin hangi hesaplar ve stratejik çıkralar üzerinden yürüdüğüne dair temel verileri ıskalamaktır. Benzer şekilde, bölgede olup bitenleri “Trump yönetimi ile ABD ordusu arasındaki yaklaşım farklılığı” üzerinden okuma eğilimi de gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirebilme şansını kaybettirir.

Savaşın gerçek nedenleri ortaya çıkmaya başladı

Dünya ölçeğindeki paylaşım ve hegemonya savaşı, daha önce yaşanmış paylaşımlardan edinilmiş deneyimleri de içererek, çok bileşenli ve çok enstrümanlı biçimde yaşanıyor. Savaş, bağrında yeni bir dünya düzeni tasarımını taşısa da bugün için bu konuda ancak ipuçlarından söz edilebilir. Benzer biçimde, saflaşmalar-kutuplaşmalar-bloklaşmalar da netleşmiş değil. Bu konuda Suriye coğrafyasında yaşananlar, küresel boyuttaki kapışmanın niteliğine dair (bileşen çokluğu ve zemin kayganlığı bağlamında) önemli ipuçları sunuyor.

Çatışma ve gerilimler parça parça incelendiğinde, coğrafyanın bir kesiminde çatışanların bir başka noktasında çıkar örtüşmesi içinde olabildiği görülür. Bu, aynı anda birden çok cephede çok bileşenli bir savaşın içinde olmakla ilintili olduğu kadar, bir yanıyla da savaşın (paylaşımın) Suriye’yi da aşan küresel boyutlar taşıyor olmasıyla ilintilidir.

Putin’in “Suriye’de iç savaş bitmiştir” açıklamasını takiben çatışmaların azalacağına daha büyük/asli güçler arasında boyutlanması, ABD’nin Suriye ordusunu daha sık aralıklarla vurması, Putin’in olası bir ABD-Rusya savaşında hayatta kimsenin kalmayacağı vurgusunu yapması, bir yanıyla da artık savaşın asıl nedenlerinin ortaya çıkmaya başladığını, paylaşım aşamasına gelindiğini gösteriyor.

Kamuflajlar kalkıyor saflar netleşiyor

Rakka’da, Deyr ez Zor’da ve ABD’nin güneyde stratejik önem atfederek yığınak yaptığı El Tanf’ta gündeme gelen çatışmalar, ABD’nin gerçek amacının IŞİD’i bölgeden temizlemek değil alan tutmak olduğunu, dolayısıyla da Suriye’de paylaşım savaşının hızlandığını gösteriyor. Diğer bir ifadeyle, Rakka operasyonu adıyla yaşananlar, meselenin IŞİD olmadığını, hatta gerçek tehdidin IŞİD gibi yapılardan çok o yapıları kullanarak bölgede strateji oluşturan güçlerden geldiğini gösteriyor.

Her ne kadar Suriye ve Rusya, Suriye topraklarının bütünlüğünde ısrarcı görünse de ABD için Suriye’nin parçalanması, olmazsa olmaz önemdedir. İşte bu önem ve nedenleri incelendiğinde, Suriye’de 2011’den beri sürmekte olan savaşın gerçek nedenlerine ulaşılır. Bu bağlamda deyim yerindeyse bugün artık ABD ve müttefiklerinin Suriye’ye müdahalesinin üzerindeki kamuflajlar kalkıyor. ABD, bölgedeki stratejik çıkralarını bizzat kendi gücüyle savunmak zorunda kaldığı oranda da saflar netleşiyor.
Böyle bir netleşme, örneğin Rusya’nın ABD ile Suriye sahasında çakışmaları önlemek üzere yaptığı ve bugün artık sonlandırmış olduğu işbirliğinin geçici olduğunu, gerçekte her iki gücün Suriye’de birbiri ile tamamen zıt nedenlerle bulunduğunu görünür hale getiriyor.

Rakka ve Deyr ez Zor’un önemi

Hatırlanacak olursa sürecin ilk etabında ABD ve müttefiklerinin asıl amacının “Şii Hilali”ni parçalamak olduğunu söylemiştik. Gelinen aşamada bırakalım “Hilal”in parçalanmasını, İran’dan Lübnan Hizbullah’ına kadar uzanan bağın, nicel ve nitel gücün arttığı yani “Hilal”in daha da güçlendiği görülüyor.

Bu süreçte İran’ın milislerinden generallerine kadar askeri güçlerinin Suriye’de doğrudan savaşması, direkt veya dolaylı müdahalesinin izlerine Yemen’de de Irak ve Suriye’de de açık biçimde rastlanması, hatta savaş içinde bu bağın konsolide olması, sonuçta ABD’nin İran’ı etkisizleştirmeden Ortadoğu’da politikalarını hayata geçirmesinin olanaksız olduğunu gösterdi.
Bu, aynı zamanda Irak’ta Haşdi Şabi ile savaşırken İran’ın, Suriye’de paylaşım mücadelesi verirken Hizbullah’ın devreye girmemesi yani her bir güçle ayrı ayı mücadele edebilmek için, Suriye’de ve Irak’ta bir çeşit parçalama/Balkanlaştırma sürecini hızlandırma ihtiyacını öne çıkarmıştır. Bunun ABD açısından Suriye savaşındaki en somut/güncel karşılığı, Rakka’da alan tutmak ve “Hilal”in kesişme noktası olan Deyr ez Zor’u içine alacak şekilde bir Sünni bölge oluşturmakta ısrardır. Irak’ın orta kesimine doğru uzanacağı varsayılan bu bölgenin, aynı zamanda İran’ın ve Irak Şiiliğinin önünü kesen bir tampon işlevi görmesi öngörülüyor.

Özetle, gerilimin Rakka ve Deyr ez Zor’da yoğunlaşmasının sebebi ABD’nin bu alana dönük hesaplarıdır. Rakka’ya SDG ile giren ve IŞİD’le yapılan anlaşmalar çerçevesinde ilerleyen ABD, aynı alana güneyden müdahale etmek isteyen Suriye güçlerini çeşitli bahanelerle vurdu ve IŞİD mevzilerini bombalayan Suriye uçağını düşürdü.

Son olarak Suriye ordusunun kimyasal silah kullanabileceği bahanesi üzerinden ABD ve Fransa’nın tehditlerde bulunması, ABD’nin tutmayı varsaydığı Rakka, Deyr ez Zor gibi alanları zorlamaya başlayan Suriye ordusunu durdurmaya yönelik arayışlar olarak değerlendirilebilir.

Artık her aktör, tuttuğu alanı genişletme veya güvenceye alma mücadelesi veriyor. TSK’nin Afrin’e yönelik hesap ve saldırıları da AKP iktidarının bir yanıyla Rojava karşısında etkisiz kalışını Afrin’e saldırarak örtbas etme ve iç kamuoyundaki beklentiyi karşılama, diğer yanıyla ise “Fırat Kalkanı”yla işgal etmiş olduğu alanı batıya doğru genişletme eğilimi olarak okunabilir.

Suriye’deki işgalin bir numaralı sorumlusu ABD de bir taraftan Rakka’da yerel boyutta Sünni aşiretler üzerinden ama kendi kontrolünde bir yapılaşmayı güvenceye almaya çalışırken, diğer taraftan Suriye’nin doğusunda bir Sünni bölge için mevcut koşulları ve imkânlarını sonuna kadar zorluyor. Ancak Suriye ordusunun güneyden Rakka’ya ve ülkenin doğusuna doğru önlenemeyen ilerleyişi, ABD’nin yaptığı hesapları bozma potansiyeli taşıyor.

Karanlık tablonun bağrındaki potansiyel çözüm

Yukarıda saydığımız tüm bu nedenlerle (her biri ayrı bir yazı konusu olan) Katar’daki gerilimi Suriye’den, Suriye’deki çatışmaları bölgeden bağımsız düşünmek mümkün değil. Ve daha da önemlisi, en büyük ortak tehlike gibi gösterilen IŞİD, Suriye’de belirli oranlarda geriletilmiş görünüyor; ama Suriye’deki toplam süreçte Putin, “Oraya en gelişmiş silahlarımızı yerleştirdik ve performanslarını seyrettik. Ordumuz için bu paha biçilemez bir deneyimdi. Ordumuzun savaşa hazırlık durumu yeni bir seviyeye ulaştı” diyerek Suriye’yi bir silah deneme sahası olarak da kullandıklarını gizlemiyor. Aynı savaşta Lübnan Hizbullah’ının, deneyim kazanan savaşçıların bir kısmını geri çekip deneyim kazandırmak üzere yenilerini sahaya sürdüğü biliniyor. ABD ise bildiğimiz gibi; bir taraftan Suriye’nin doğusunda daha büyük tehlikelerin, ayrışma ve çatışmaların tohumunu atıyor, diğer taraftan teröre destekle suçladığı Katar’la 12 milyar dolarlık uçak anlaşması yapıp ortak tatbikat örgütlüyor.

Görüldüğü gibi Suriye’ye müdahale için ortaya atılan sebepler artık büyük oranda konuşulmuyor, vekiller yerini asli aktörlere bırakıyor ve paylaşım savaşı silah dahil çeşitli enstrümanlar eşliğinde tüm bölgeyi içine alarak boyutlanıyor. Bunun tek tek her ülkede ve bir arada tüm dünyada sınıflar mücadelesi üzerindeki etkisi değerlendirilebildiğinde, bu karanlık tablonun bağrındaki potansiyel çözümü görmek ve ona göre konumlanmak mümkün hale gelir.