Sıra Şimdi de Kangal’da

Egemenler gün geçmiyor ki yağma ve talan çalışmalarına bir yenisini katmasın. Egemenler, yaşamın her alanında insan hayatını hiçe saymayı kendine görev edinmiştir. Bir yandan zamlarla emekçi halkın yaşam standardını düşürüp, insanları bir dilim ekmeğe muhtaç etmişken,  diğer yandan eğitim sistemiyle (4+4+4) ucuz işgücü yaratmıştır.  4+4+4 eğitim sistemiyle eğitim parçalı hale getirilerek 4. sınıftan sonra kız öğrencilerinin eğitim yaşamı ya kuran kurslarına yönlendirilmiş ya da küçük yaşta evlilikler ve bunun sonucunda doğumun/üremenin yolu açılmıştır. Bu da mutsuz evliliklerle ve kadın cinayetleriyle sonuçlanmıştır.  Ayrıca, madenlerimizde, inşaat sektöründe, film setlerinde kısaca yaşamın her alanında insanlarımızın canını hiçe saymıştır/saymaya da devam etmektedir.

Dünya coğrafyasına baktığımızda altın rezervinin en çok olduğu ülke Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Ve ironiye bakın ki yoksulluk sınırının en yüksek olduğu,  hatta açlıktan ölen insanların da en fazla olduğu bölgelerin başında yine Afrika gelmektedir.  İngiltere, Fransa, Almanya, Portekiz vb. ülkelerin tekellerinin vahşi sömürüsü altında kalan Güney Afrika’da çıkarılan altını dünya piyasasına süren bu emperyalist ülkeler karlarına kar katmaya devam etmektedirler.

Siyanürle altın arama tekniği dünyada ilk olarak 1867 yılında Amerika’da kullanılmış bir tekniktir. O dönemde pahalı bir yöntem olduğundan dolayı uzun süre kullanılmamış, ancak 1950’lerde bu yöntem tekrar kullanılmaya başlanmış ve halen kullanımı devam etmektedir. Bugün, dünyada çıkarılan altının büyük çoğunluğu siyanürleme tekniği ile ayrıştırılmaktadır. Siyanürleme yönteminde kayaç veya cevher içinde bulunan altın, siyanür kompleksi olarak çözeltiye alınır ve kayaçtan ayrılır. Siyanür aslında bir çeşit zehirdir. Altın ve gümüş üretiminde 19.yy’dan beri kullanılan siyanür çevreye ve insan sağlığına ciddi zararlar vermektedir.  Siyanür yüksek konsantrasyona sahip olduğundan toprağa, doğaya ve suya geçer, etkileri yok olmaz. Ayrıca havadan, topraktan ve sudan meyve ve sebzelere geçerek insan vücuduna da nüfuz eder. Siyanürün çevre ve insan sağlığına etkileri en az 10 yıl içerisinde tam olarak kendini göstermeye başlar. Siyanür insan vücudunda 13mg/kg geçtikten sonra zarar vermeye başlar. Çeşitli hastalıklara ve hatta ölümlere yol açabilir. Solunması ve vücuda herhangi bir şekilde alınması sonucunda zehirlenmeye yol açar.  Beyin, akciğer ve kalp üzerinde hızlı bir zehirlenme etkisi yaratarak ölümlere neden olur.  Emperyalistlerin talan çalışmaları Bergama ve Kaz Dağları’nda da yapılmış, doğa tahrip olmuş, içme sularına atık zehirler karışmış, geriye çözümü olmayan sonuçlar çıkmıştır. Köylülerin yoğun eylemleri, meşru hak arama mücadeleleri, medyada gündem olsa da, mahkemelerden iptal kararları alınsa da, bu yöntemler tekelleri engellemeye yetmemiştir. Sermaye şirketleri karlarını arttırmak uğruna bölgede resmi olarak çalışmalarına başlamış ve 2002 yılından beri çalışmalarını sürdürmektedirler.

Türkiye’den geçmişe dair çarpıcı bir örnek vererek siyanürün ne kadar vahim sonuçlar doğurduğuna gelin beraber bakalım: Kütahya’daki Gümüşköy Maden İşletmesi ve bunun yanında olan  Dulkadir  Köyü en az 800 yıllık bir geçmişe sahip. 1986 yılında Etibank’ın Kütahya’ya 35 km uzaklıkta bulunan Gümüşköy’de KRUPP firmasıyla kurduğu siyanürlü gümüş işletmesi ve atık barajı açıldığında köy  62 hane 293 nüfusluydu; ancak  1993 yılında  12 haneye, şimdilerde ise nüfus  2 hanede 6 kişiye kadar düşmüştür.

KAPİTALİZM İNSANA YAŞAM HAKKI DEĞİL, ÖLÜM SUNAR

Şimdi de sıra Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Bakırtepe’dedir. 2006’dan beri Koç Holding’in madencilik şirketi olan Demir Eksport tarafından sondaj çalışmaları devam etmektedir. Şimdi ise Demir Eksport,  ÇED raporu olmadan siyanürlü altın arama çalışmalarını başlatmak istiyor. Özellikle 6 köyü etkileyecek çalışmayla sadece 5 kilometreyi etkileyeceği söyleniyor. Oysa siyanürlü altın çıkarma işleminin kesin olarak 20 kilometrelik alanı etkileyeceği, rüzgar ve nem oranına göre siyanürün 100 kilometreye kadar yayılacağı söyleniyor.  Genel olarak yaşlı nüfusun ağırlıkta olduğu bölgede, Demir Eksport şirketi sinevizyon gösterimleri yaparak siyanürün zararsız olduğuna dair kara propaganda çalışmaları yapmaktadır. Bizler biliyoruz ki bu sömürü düzeni hiçbir zaman halkı düşünmemiştir ve halk yararına çalışmalar yürütmemiştir.  Ayrıca Bakırtepe bölgesi Alevi halk açısından önemli bir hassasiyete sahiptir. Bakırtepe,  Alevi inanışına göre ziyaret bölgesi olup kurbanların kesildiği bir yerdir. Ancak bu vahşi sistem,  özellikle AKP iktidarıyla birlikte gittikçe  faşist  yanını göstermeye devam etmiş; farklı inançların özgürce yaşanmasına izin vermemiştir. Üstelik alevi inanışını adeta yok saymıştır. Son dönemlerde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde alevilerin oturduğu evler işaretlenmiş,  cem evlerine saldırılar olmuştur.
Egemenler, gördüğümüz gibi insanın yaşam alanlarını, yarattığı kültürü düşünmez. Aksine egemenler, insanların/emekçi halkın kanını emerek onları sömürmek isterler. Örneğin; ormandaki bir ağaç onların gözünde sadece kereste veya pazara sunacakları bir odun parçasıdır; fakat köyde yaşayan insan için kendini var ettiği, gölgesinde dinlendiği, çocuklarını o ağacın altında uyutup, büyüttüğü yani yaşamının en güzel zamanlarını geçirdiği yerdir. Ülkemizde egemenler tarafından içme suyumuz ellerimizden alınıp tekellerin vahşi sömürüsüne maruz kalarak HES projelerine dönüşmüştür. Bunun sonucunda ormanda yaşayan canlı türleri yok olmuş, dereler kurumuş, ağaçlar susuz kalmıştır. Öte yandan madenlerde güneş yüzü görmeden çalışan emekçi halkımız yine kapitalist düzenin daha fazla kar hırsı uğruna iş güvenliği olmadan çalıştırılmaları sonucunda bedenleri evlerine birer tabut olarak dönmüştür.

Bu örnekler gittikçe çoğaltılabilir, fakat bizler bu saldırılar karşısında nasıl ayakta duracağımızı, düşünüp bir çözüm yolu geliştirmeliyiz.  Egemenler nasıl ki yaşamın her karesinde bize saldırmayı “meşru” bir hak olarak görüyorlarsa, bizler de insanca ve onurlu bir şekilde yaşamak için tüm mücadele yollarını bıkmadan/usanmadan denemeliyiz. Geçmiş devrimci pratiklere bakarak yolumuza ışık tutmalarını sağlayabiliriz. Fatsa’da gerçekleşen sosyalizm nüvesi ve Çeltek’te, Tariş’te yaşanılanlar bize omuz omuza vererek neler başarabileceğimizi göstermiştir ve aynı zamanda tarihe düşülen eşsiz bir not olmuştur. Şunu unutmamalıyız ki mücadele etmeden güzel bir yaşam kurulamaz.