Nasıl Yapmalı?

Öyle bir süreçten geçiyoruz ki, devrimci çözüm, insanlık için hiç bu denli yakıcı bir ihtiyaç haline gelmemişti. Bunun yanında, devrimci çözümü yanlış yerde arayanların sayısı da hiç bu denli artmamıştı. Bu çelişkili durumu aşmak ve halk güçlerine, demiri doğru yönde bükmek için, öncelikle ayaklarımızın bastığı zemine güvenmeli ve gözlerimizin doğru yöne baktığından emin olmalıyız.

Bize en yakışmayacak şey, karşılaştığımız her pürüzde, duruşumuzdan kuşku duymak; veya ‘değişik/ilginç’ fikirlerden hızla etkilenecek denli  şekil bozukluğuna uğramaya müsait bir duruş sergilemektir. Kendisinden bir fikir kırıntısı dahi almaya ihtiyaç duymayacak denli mesafeli durduğumuz bir kişinin, bugüne dek farklı bildiğimiz bir olguya “değişik” bir çerçeveden baktığını ve zihnimizde yer etmiş olan görüntülerin dışında ‘farklı’ görüntülere işaret ettiğini gördüğünüzde; ‘vay be’ diyecek denli refleks göstermemiz bile, sahip olduğumuz özgüvene dair bir zayıflık belirtisidir.

Bizler, kütüphanemize binlerce kitabı, içinde doğru fikirler olduğu ve zevkle okuyarak, içinden yeni şeyler öğreneceğimiz önkabulü ile yerleştiririz. Hiç kuşkusuz bu,bilgi akışında tarihsel devamlılığa imkan tanıyan ve bilimsel bilginin edinilmesinde “ters” olmayan bir durumdur. Ne var ki her kitapta, -üstelik kitap, doğruyu içeriyor da olsa- yanlış sonuçlara varma ve sayfa aralarında yolunu şaşırma ihtimali saklıdır. Bu ihtimalin mi gerçekleşeceği, yoksa kitaptan akan bilginin, insanın repertuarında varolan dizilişi güçlendirici bir katkı mı sağlayacağı; sahip olunan fikrî temelin örülüşündeki sağlamlıkla ilintilidir. Aynı şey, çeşitli  gelişmelerin bizde bıraktığı etkide ve çıkardığımız sonuçlarda da  kendini gösterir.

Bir süredir, kimi siyasal çevrelerde ve kişilerde norm/ölçek zorlanmasına tanık oluyoruz. Heyecan yaratmaması gereken olgular, heyecana sebep olurken; gerçekte daha önemli olan gelişmeler, kayıtsızlıkla karşılanıyor. Tarih boyunca rastlanmış en haklı duruşa sahip olan devrimciler, bir savunma psikolojisi içinde hareket ediyor. Kimi sorunlarla ilintili olarak çıkış ararken; gözler, alışık olunmayan bazı noktalara kayıyor. Ve yanlış yerde çözüm arar duruma düşülüyor.

Bizler,  düzene karşı duruşunda, bizimle aynı koordinatlar içinde bulunduğunu  kabul ettiğimiz devrimci yapılarla aramızdaki ilişkiyi tanımlarken; onları, müttefiklerimizden daha yakın gördüğümüzü söylemiş ve alışık olunmayan bir tanımlama yapmıştık. Bilinir ki devrimci yapılar, salt kendilerini “proletaryanın temsilcisi” olarak gördüklerinden, diğer yapılarla ilişkilerini, sınıflararası ilişki olarak tanımlarlar. Ve bu nedenle aralarındaki ilişki, müttefikliğin gerektirdiği mesafede kalır.

Yaşamın pratik görüntüleri içinde, daha az veya daha çok mesafeli ilişkilerin oluşması;  ‘sol içi birlik’ ve ‘ittifak’ olgusuna dair tanımlamalardaki yanlışlığı yok etmez. Tersine olarak, doğru tanımlamalar, pratikte doğru ve tutarlı bir duruş sergileme olasılığını arttırır. Soruna, doğru teorik açılımlar getirmek, fiili zeminde karşılaşılan karmaşada boğulma olasılığını da zayıflatır. Kimilerinin ‘kaçak güreşmeye’ kalkıştığı veya kendi kabuğuna çekilerek, sonuçlarını paylaşmak istemediği ‘sol içi kördüğüm’lerde bile, doğru devrimci tutumun ne olması gerektiğini bulup çıkarmakta zorlanmamak; sadece özgüvenle değil, ideolojik-politik  hattaki nitelikle de ilintilidir.

Kürt sorununun demokratik halk devrimi kapsamında çözüleceğini söyleyip; demokratik çözüm için ‘köye dönüş’, ‘zararların tazmini’ gibi akla ilk gelen birkaç talebi sıraladıktan sonra kendini ‘program sahibi’, bunu yapmamış olanları da ‘programsız’ addeden dostlarımıza, yanıt verme ihtiyacı bile duymadık. Çünkü biz, kendimizi dostlarımızla yarış halinde görmüyoruz.  Dostlar alışverişte görsün diye de etkinliklerimizi arttırma  veya  azaltma yoluna gitmiyoruz. Her şeyin özünü kavrayarak yürüyüşe katılan öznelerimizin, sürecin her halkasında, gelişmeleri arka planı ile  beraber değerlendirebilecek kadar meselelere vakıf olması ve ideolojik-politik duruşumuzun gereklerini yaşamın her alanına taşıyabilen bir kavrayış netliği içinde olması, bizler için önceliklidir. Bu özneler, gerektiğinde sadece, muhtemel bir demokratik çözüm programını değil, program yaparken nasıl bir yöntem uygulanması gerektiğini de yazan Hareket’e, her gün daha büyük bir güvenle bağlanırlar.

Biz Devrimci Yolcuyuz; bu, siyasal kimlikte, önemli ve iddialı bir tanımlamadır. Bu kimliği taşıyanlar, bugün çözülmüş olan eski Sovyet Cumhuriyetlerini, 25 yıl önce masaya yatırmış ve alternatif çözümün tohumlarını atmıştır. Bu kimliği taşıyanlar, bulunulan tarihsel kesitte, dünyadaki ve ülkedeki gelişmeleri en isabetli biçimde değerlendirebilmenin, Marksist-Leninist ideoloji ile donanmış olanlara yakıştığını bilirler. Bu kimlik, kimi sembollerle, kavram ve görüntülerle yetinerek; geçmişten kalma sıfat ve anılarla idare ederek hakedilecek bir kimlik değildir.

ÖRGÜTSEL İRADENİN YOLGÖSTERİCİLİĞİNDE DOĞRU YÖNTEMDE ISRAR VE TUTARLILIK,

BİZİ BAŞARIYA TAŞIYACAKTIR

Teorinin pratiğe yolgösterdiği, pratiğin teoriyi besleyip geliştirdiği devrimci mücadelede, taşlar doğru döşeniyorsa, bu karşılıklı ilişkide akışkanlık artarak devam eder. Teorinin öğrenildiği ama ustalıkla kullanılamadığı, yapılması gerekenin bilindiği ama yapılmadığı durumlarda başka sorunlar var demektir. Ve bu sorunlar “teoriyi biliyor” olmaktan öte eksiklere işaret eder. Sınıf düşmanlarıyla ve onların dünya görüşü ile uzlaşmazlık, doğru bilineni uygulayabilme yürekliliği, işçi sınıfının çıkarlarına hizmet eden her şeyi gözetmek ve gerekeni yapmak, kişisel çıkarları ikincil plana atmak ve bedel ödemek gerektiğinde bundan kaçınmamak,… bütün bu nitelikler, mücadelenin başarılı olabilmesi için gereklidir.

Sınıflar mücadelesi sertleştikçe, aşılması gereken zorluklar, sayıca ve nitelik olarak büyür. Tecrübe, daha büyük bir ihtiyaç haline gelir. O noktada, deneyimli kadroların yolgöstericiliği daha büyük bir önem kazanır. Bir çarpışma, bir başka çarpışmada tekerrür etmese de, sahip olunan tecrübe, devrimci bir devamlılık içinde taşınabilmişse, deneyimli kadrolara sahip olmanın  avantajı kendini çeşitli biçimlerde gösterir.

Kavgayı çeşitli alanlarda ve çeşitli imkanlarla sürdüren yoldaşlar arasında uyumun sağlanması ve bu çabaların aynı potaya akıtılması, örgüt olmanın  gücünü ortaya çıkarır. Bu gücün en verimli biçimde kullanılabilmesi, her enstrümana kendini ifade edebilme imkanı tanıyan bir orkestra      disiplinini  ve uyumunu gerektirir. Bir iş ne denli zor ve karmaşık olursa olsun, belirli oranlarda sadeleştirilip, uygun çözüm önerileri geliştirilebilir; bu devrimciler için özellikle mümkün olan bir tarzdır. Geriye, bu tür çözüm önerilerinin uygulanabilmesi kalır. Bunun için de devrimci disiplin, sabır ve kararlılık gibi nitelikler çok önemlidir. Zorlu etaplar aşılırken, yanlış uygulanan bir rol, bütün bir çözümü bozabilir. Bu nedenle devrimcilikte disiplini ‘notalar arası uyum zorunluluğu’ gibi, amaca/sonuca ulaşmak için bir gereklilik olarak  görmek gerekiyor.

Devrimci bir hareket, sahip olduğu imkanları, üretimdeki kaliteyi artıran bir düzenleme dahilinde değerlendirir. İş bölümü ve istihdam, bu gerekliliğe göre oluşur. Yetişmekte olanın önünü açmak, yetişmiş olanı daha ileri görevlere  taşımak, kadro sayısını da niteliğini de çoğaltır.

Aslında, yüklenilmesi gereken işlevler, hareketin durumuna göre değişkenlik arzedebilir. Bir bakış açısıyla küçük gibi görünen bir iş, bir başka bakış açısıyla  önemli ve büyük olabilir.

Buradaki görelilik üzerine etki yapacak olan, hareketten yansıyan ihtiyaçlardır. Bu konuda her duruma uygun,  kesinleştirilmiş görev basamakları yoktur. Örgütlü zemine kazanılan her bireyin, hareketin donanım ve birikimine şu veya bu oranda katkısı olur. Organlar arası işleyiş, böyle bir katılımı önleyen bir damar sertliği içinde değilse, karar alıcı mekanizmalar, bu artı fonksiyonun varlığı hissetmekte gecikmezler.

Sürekli olarak daha iyiyi yakalamak üzere koşullarını zorlamak, devrimcilerin her koşulda taşıması gereken bir niteliktir. Hareketi oluşturan normlar, her yoldaş için bir denetleme ve denetlenme kıstası oluştururken; eleştiri, örgütün kimyasını bozan değil, düzenleyen bir araç olarak işlevlenmelidir. İçinden gelinen toplumun, beyinlere ve yüreklere döktüğü bireyci tohumların izlerini yok etmek zaman alacağı için, eleştiri yöneltilen kişilerde yer yer reaksiyonla karşılaşılabilir. Bu olasılıklar dikkate alınmalı ve ilişkilerde aşındırıcı sonuçlara sebep olmayacak bir yöntem izlenmelidir.

Dimitrov, ‘bizde sekterce kendimizden memnun olma hali vardır’ der. Bu, kişinin içsel denetimini ve gelişimini köstekler. Eksikliğin aşılması, eksikliğin kabul edilmesi ile mümkün hale gelir. Otokontrol, bir devrimci için en önemli uyarı mekanizmalarından biridir. Kişi, eğer kendisiyle iç barışı sağlar ve değerler aynasında kendini tartmayı bir alışkanlık haline getirebilirse, en yararlı eleştiri tarzını kendine uygulamış olacaktır. Gerçekte kişi, kendi içini, dışarıdan bakanlardan  daha iyi görebilme imkanına sahiptir. Bu konuda samimi davranıldığında,  başkalarının müdahalesini gereksiz kılacak bir seviye yakalanabilir.

Kişinin kendi kendine yoğunlaşması, sorunları derinlikli kavramanın imkanlarını zorlaması, kendi ufkunu açarken, hareketin yönelimini, daha somut ve heyecan verici ayrıntılar düzeyinde yakalama şansını verir. Gece yatarken, geçmiş gün için, sabah kalkarken yeni gün için yaşanacak olan  içsel monolog, kişiyi duruşuyla barışık ve ruhsal olarak güçlü kılar.

Hareketin, yoldaşlardan beklentisi ve yönlendirmelerinde hiçbir şey hafife alınmamalı, devrimci satrancın çok basitmiş gibi görünen her hamlesinin, bütün içinde önemli neden ve sonuçlarla ilişki halinde işlevleneceği unutulmamalıdır.

Tembellik olmamalıdır. Tembellik genellikle tehlikelidir, fakat zihin tembelliği en tehlikelisidir. Düşünemeyen insanlar meseleler üzerinde derinleşemez, yüzeyde bocalar. Bazıları iki kere iki dörttür diyorlar ve bununla yetiniyorlar. Fakat hayat böyle bir aritmetik değildir. O, çok karmaşık ve çok çeşitlidir. (Dimitrov)

Devrimciler, bir şeyi kavrarken de kavratırken de yöntemli hareket etmelidir. Masadaki her kişinin konuyu farklı noktalardan çekiştirdiği bir tartışmada oluşan bulanıklık, bir sorun kavranmak istendiğinde de oluşabilir. Bunun önüne geçmek, doğru bir yöntem izlemekle mümkündür. Hareket, düzenin bugüne dek biriktirmiş oldukları ile uğraşır ve yerine, alternatif bir dünyanın yaşam öğelerini adım adım geliştirirken, yoldaşların şahsında birtakım direnmelerle de karşılaşabilir. Bunlar, anlaşılma eksikliğinden kaynaklanabildiği gibi, kişinin kendi bağrında söküp atmak istemediği bir alışkanlıkta ısrarı  sebebiyle de gündeme gelebilir.

Hatta bazen kişiler, gerçekten haklı/doğru konumda oldukları inancıyla bu türden karşı refleksler geliştirebilir. Söz konusu olan, yeni bir dünyanın yeni insanı olunca, kapsam çok daha fazla büyüyor ve karmaşık bir hal alıyor. Kişilik yapısına olumsuz etki yapma olasılığı sebebiyle kimi fiillerin sınırlanmak istenmesi ve disiplin beklentisi, ‘yasakçılık’ olarak algılandığında, zararlı olanı aşmak ve yeni basamaklar oluşturmak olanaklı olmaktan çıkar. Bunlar, devrimci bir yaşamla barışık olanların,  sebep olmaması gereken problemlerdir.

Dimitrov, “ para kaynağı olarak ticari ilişkilerle uğraşmamalısınız. Bu örgütünüzün karakterine zarar verir.” (abç.) der. Para kaynağı konusu, devrimcilerin farklı zaman ve mekanlarda değişik yöntemlere başvurarak aştığı bir konudur. Zarar verme  olasılıkları bertaraf edilerek ticaret de yapılabilir. Burada, Dimitrov’un vurgusundan çıkarılması gereken asıl sonuç, sınıflı toplumlarda ve sömürü ilişkileri içinde biçimlenen ve bu ilişkilerin devamı olan tarzlarda kaçınmak gerektiğidir. Bireycilik, bencillik, özel mülkiyet alışkanlığı yaşama öyle bir nüfuz etmiştir ki, karşıtının geliştirildiği sanılan yerde bile, bunun devam etmekte olduğuna tanık olunmaktadır. Bu nedenle, denetleme ve yolgösterme çabaları, gereksiz bir ısrar ve ayrıntılarla uğraşmak olarak algılanmamalıdır.

Bu kadar çok şeyi yapmak ve taşları öyle bir tutarlılıkla dizmek için, yeterli insan mı yok? Hayır! Devrimciler için, hiçbir zaman böyle bir gerekçe olmamalıdır. Devrimcilerin, insan yokluğundan yakınması doğru değildir. Koşulların insanları hızla devrimci zemine yönelttiği bu koşullarda, devrimciler çoğalma güçlüğü çekmemelidir.

“Çalışacak insan olmadığını söylüyorsunuz. Bu doğru değildir. İnsan vardır, fakat siz onları aramıyorsunuz, bulmuyorsunuz, onları uygun işe koymuyorsunuz .” (Lenin)

Bu konuda bir çeşit hazıra konma, kolaya kaçma eğiliminin olduğunu söylemek mümkündür.

Yalnız etrafımızdaki insanları, partizanları, siyasi mahkumları aramaya alışmışız, halbuki şimdi genç, uyanık, çok şey vaat eden mükemmel  kadrolar yetişmektedir  .” diyen Dimitrov, çalışmaları daha verimli ve dinamik kılmanın anahtarını gösteriyor.

Bugüne dek bu sayfalarda, Devrimci Yolcu kimliğin nasıl bir yaşam tarzına yakışık düşeceğine ve kimlerin Devrimci Yolcu olamayacağına dair çok şey  söyledik. Sizlerden istediğimiz, bu birikimin aynasında kendinizi sürekli olarak denetlemek ve kimliğimizin gereklerinin takipçisi olmaktır.

Devrimci Yolculuğun bir diğer özelliği de siyasal pratiğin, kimlikleri açığa çıkarıcı bir turnusol olma  özelliğine güvenmektir. Acelemiz yok; herkesin, hakkettiği yeri  bulacağına inanıyoruz.

DEVRİMCİ HAREKET