Kızıldere’ye Haziranca Bakış…

Kızıldere’ye Haziranca bakabilmek için süreci önceleyen koşullara ve dönemin niteliklerine bakmak gerekiyor. Mahirler, FKF sürecinde de Devrimci Gençlik çalışmalarında da bir taraftan kendi öz örgütlenmelerini oluştururken diğer taraftan cephesel örgütlenme bağlamında ezilen kesimlerin birliğini ve mücadelesini gözetmiştir.

Bir çeşit ayrışma ve netleşme süreci olan 68-71 döneminde de hem yoğun bir ideolojik mücadele yürütülmüş, hem de stratejik ufuklu devrimciliğin, yani devrim perspektifli duruşun gereği yerine getirilmiştir. Bu perspektifin, dönemin devrimci kadrolarına yüklediği sorumlulukların başında, ideolojik farklara rağmen devrimci dostlarını sahiplenmek ve mücadeleyi hem parti hem cephe ufkuyla örgütlemek geliyor.

Mahir’in özgürlük ufku hücrelere sığmaz

1971 Haziran’ında Maltepe’de Cevahir’i ölümsüzlüğe uğurlayıp tutsak düşen Mahir’in ilk işi, hapishanedeki THKO’lu dostlarıyla özgürlük eylemi gerçekleştirmek olur. 1971 Kasım ayının sonunda, kazdıkları tünelden dışarıya büyütülmüş bir öfkeyle ve stratejik hesaplarla çıkarlar. Kavga bir bütündür; an ve gelecek aynı stratejinin unsurlarıdır; ancak öncelikli işleri, Denizlerin idamını önlemektir.

Bugünün imkan ve koşulları içinde bakıldığında, o sürece eleştirel bir yaklaşım da geliştirilebilir. Ancak doğru bir tarih okumasıyla bugünün sorunlarına, mücadele ihtiyaçlarına o pratiğin içinden çok değerli dersler çıkarmak da mümkündür. Mahir-Deniz veya THKO-THKP ilişkisi basitçe bir dayanışmadan ötedir; devrim ufkuyla hareket etmek üzere oluşturulan öz örgütlenmenin ihtiyaçlarıyla yetinmemek, genelde tüm ezilenlerin özelde devrimcilerin sorunlarını kendi sorunları olarak görmektir.

Haziran, parti-cephe ilişkisinin dönemsel izdüşümüdür

Mahir, geliştirdiği hem parti hem cephe bütünlüğüyle yani “THKP”nin yanında yer alan “C” ile Paris Komünü derslerini, Lenin’in Sovyetlerini, Mao’nun yarını bugünde kurma ufkuyla geliştirdiği halk örgütlenmelerini, Giap’ın Vietnam için söylediği “tüm halkı savaştırmalıyız” düsturunu güncellemiş, bu tarihsel önemdeki birikimleri sentezleyerek Türkiye özgülünde yeniden yaratmıştır.

İşte Haziran, Mahir’in hem parti hem cephe, Lenin’in hem parti hem Sovyet, Devrimci Yol’un hem öz örgütlenme hem direniş komiteleri deneyimini güncellemektir; SYRIZA, Podemos gibi deneyimlerden öğrenmek ama hiçbirini taklit etmemektir. Bu bağlamda hem eski hem yenidir; denenmiş yanlarıyla bilinen, denenmemiş yanlarıyla bir ilktir.

Haziran 5. değil alternatif güçtür

Mahir ve yoldaşlarının, örgütsel bütünlüğün yeterince oluşmadığı en zor koşullarda dahi, duruşunu sistem içi arayışlara veya mevcut parti dizilimine göre değil, devrim perspektifli olmakla tanımlaması örnek alınacak olursa, Haziran’ın 5. güç değil alternatif güç olduğu görülür. Bu bağlamda, Türkiye’nin bugün dayatılmış/yakıcı sorunları karşısında, hamasetin ve tebligatın ötesinde uygulanabilir, inandırıcı çözümler üretmek, bunun için harekete geçmek, Haziran’ın öncelikli görevi olmalıdır. Bu konuda inandırıcı olmanın ve sonuca ulaşmanın koşullarından biri de mevcut toplumsal sorunlarla bu sorunların nedeni arasındaki ilişkiyi görünür kılmak, biriken tepkiyi/öfkeyi doğru hedeflere yöneltmektir; günü kurtaran değil nitelik dönüşümünü gözeten politikalar üretmektir.

Bir süredir seçim atmosferine girilmiş olmasıyla beraber mücadeleyi tek bir biçime, mücadele ufkunu da sandığa indirgeme eğilimi öylesine hegemonik bir hal almış durumda ki, Mahirlerin mirası da Haziran birikimi de bu kapsam içine sıkıştırılmaya, yanlış ölçeklere, yanıltıcı tartışma ve ikilemlere konu edilmeye çalışılıyor. Halbuki Haziran bir parti değildir, birleşik mücadele hareketidir; Mahirlerin teorik ve pratik duruşu da sisteme bir bütün halinde alternatiftir.

Haziran, günümüzde THKP-C’li olmaktır

Özetle Haziran, günümüzde THKP-C’li olmaktır. Sistemin baskı ve sömürüyle sindiren, ayrıştırıcı ve yabancılaştırıcı politikalarıyla yalnızlaştıran, ehlileştirme ve asimilasyon politikalarıyla hiçleştirerek teslim alan saldırılarına karşı, öz örgütlenmeyle yetinmeyip halkın tüm kesimlerini örgütlemektir. Giap’ın “Düşmanla sadece silahlı güçlerle değil mevcut her araç kullanılarak tüm toplumca savaşılır,” öngörüsüne uygun olarak, sistemle sorunu olan herkesin güç ve imkanlarını birleştirebildiği bir kapsayıcılıkla mücadeleyi örgütleyebilmektir.

Bugün kavga, felaket tabloları çizerek, psikolojik ve duygusal yönlendirmeler eşliğinde umudu sandıkla örtüştürmeyi değil, AKP’nin gücünü nereden aldığını ve sistemin tehditlerini doğru okuyup Mahirce dövüşmeyi gerektiriyor. Bu, Berkinlere, Ethemlere, Teomanlara verilen sözün de bugün THKP-C’li olmanın da gereğidir.