Kara Harekatı Üzerine

“GÜNEŞ HAREKATI” ADIYLA BAŞLATILAN OPERASYONUN ÖZÜ VE KAPSAMI NEDİR?

Sömürüye dayalı iktidarlar, tüm tarihsel kesitlerde ve var oldukları her biçimde, farklı oranlarda da olsa, manipülasyonlara, kitleleri yanıltıcı atraksiyonlara ihtiyaç duymuştur. Ne var ki bugün gelinen noktada bu hileli yönlendirmeler, teknolojinin imkan çoğaltan desteğiyle adeta bir sektöre dönüşmüş ve iktidarların hizmetine çok daha kapsamlı boyutlarda girmiştir. Gerçekte egemenlerin istediği, parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakan bir gemlenmiş akıl halidir. Bu nedenle, devrimcilerin iktidar odaklarından gelen her açıklamaya kuşku ile bakması ve atılan her adımın ardında, açıklanandan öte, gizlenmiş gerçekler araması sistemin tuzaklarına düşmeyi önleyen bir çeşit sigorta olarak görülmelidir.

Anımsanacak olursa, bir süre önce Kuzey Irak’a düzenlenen hava saldırısını değerlendirirken yapılan işin gösterilen amacı aşan bir boyut taşıdığına dikkat çekmiştik.

“Sınıra yakın kentlerdeki üslerden uçak kaldırıp, havada ikmale ihtiyaç duymadan daha önce de olduğu gibi tespit edilen hedeflerin bombalanması mümkündü. Bunun yerine, Türkiye’nin en batısından da (Balıkesir’den) havalanan uçaklara havada birkaç kez, İncirlik’ten kalkan tanker uçaklarıyla ikmal şovu yapılması ve hedeflerin, çok özel amaçlar için üretilmiş lazer güdümlü bombalar ve MK-84’lerle(yeraltı sığınaklarını dahi vurabilen ABD patentli bomba) vurulması, niyetin kimi baraka ve mağaraları çökertmekten öte olduğunu, hatta operasyonun bir çeşit tatbikat amacı taşıdığını gösteriyor. Bu tatbikat bölge ülkelerine (İran gibi) ABD-Türkiye ittifakının olanaklarını gösterme amacı da taşımaktadır.” (Devrimci Hareket, 31 Aralık)

Son olarak (21 Şubat’ta) başlatılan kara harekâtının da niteliklerini ve taşıdığı örtük niyetleri görsel veya yazılı burjuva medyaya bakarak anlayabilmek olası değildir. Meselenin gerek devlet gerekse PKK kaynaklarınca gösterildiği gibi “PKK’ye dönük sınır ötesi operasyon” sınırlılığında değerlendirilmesi, gelişmelerin arka plan dahil bir bütün halinde doğru okunmasını güçleştiriyor.

Türkiye’nin ABD ve Irak yetkilileriyle bir süredir girdiği askeri ağırlıklı diplomatik trafiğin, salt operasyon için olduğunu düşünmek, ne siyasal ne de askeri açıdan gerçekçi olmaz. Bu tür görüşmelerin, “misafirin ağırlanması”ndan ibaret yanının kamuoyuna yansıması, diğer boyutlarının gizlenmesi, devletlerarası ilişkilerin en bildik yanıdır. O halde eğer resmi ağızların adeta insanların aklına hakaret sayılan demeçlerini ciddiye almadan değerlendirme yapacaksak, aynı ağızların sürmanşete taşınmış yönlendirmelerini ciddiyetsiz varsayarak işe başlamalıyız.

Asgari düzeyde dahi coğrafya bilgisi olanlar, Zap Suyu yamaçlarında yol almanın olanak dışı olduğunu, Kandil coğrafyasına Türkiye coğrafyasından kara harekatı yapmanın mümkün olmadığını bilir. Benzer şekilde 1914 yılında Sarıkamış’ta yaşanan deneyim nedeniyle, kar koşullarının neden hafife alınamayacağını, Osmanlı mirasçısı Türkiye ordusu iyi biliyor olmalıdır. Nitekim operasyon başladıktan sonra gerçekliğin bu boyutuna işaret edenler de oldu. Örneğin, Deutsche Welle’ye konuşan Kürdistan Demokratik Partisi dış ilişkiler sorumlusu Safin Dizayi, “Kandil, İran-Irak-Türkiye üçgeninde çok geniş bir dağlık alan.. Türkiye’nin, burayı, değil 5 bin, 50 bin askerle bile kontrol etmesi mümkün değil” dedi.

Bugüne dek Cudi’ye kara veya hava harekatı yapıp o bölgedeki PKK varlığının “direncini kırma” şansı bulamayan ordunun, bir başka coğrafyada çok daha zorlu koşullarda böyle bir sonuç alması mümkün değilse; Güneş Harekatı adıyla başlatılan operasyonun özü ve kapsamı nedir?

Evet ortada bir operasyon var. Türkiye’nin Irak’la sınır bölgesinde PKK’nin genellikle iskandan çok geçiş için kullandığı ve genişliği yer yer 30 kilometreye kadar çıkan dağlık bölgede bir operasyon söz konusu. Bilindiği gibi Türkiye, sınır güvenliğini zayıflatan bu coğrafyada sık sık top atışı, bombalama vb. saldırılar düzenlemekte, hatta sınırın yanlış çizildiğini gerçekte bu dağlık kesimin ardında kalan ve daha kolay denetlenebilen bölgeden geçmesi gerektiğini dillendirmektedir.

İşte bu bilinen ve sıkça belirli oranlarda girilen bölgeye bir kez daha girme hazırlığı yapılırken bildiri yayınlayan PKK’nin, alışık olduğu böyle bir saldırı için gerekli hazırlık, yer değiştirme, vb düzenlemeleri yapmamış olması düşünülemez. Zaten kalıcı bir yerleşim için değil de genellikle geçiş için kullanılan ve saldırı öncesi büyük olasılıkla sadece ihtiyaç duyulacak kadar gerillanın bırakıldığı o bölgede, öldürüldüğü söylenen sayıda gerillanın olduğu dahi tartışmalıdır. Hatta, o renkli şovlara rağmen resmi olarak açıklanan asker ve korucu kaybı, eylemin dili anlamında bir turnusol olmakta, çok şey anlatmaktadır.

Kısacası harekatın çapı ve niteliği ile yansıtılan boyut arasında ciddi bir açı mevcuttur. Büyük çoğunluğu asparagas olan haberler, bir yanıyla haksız savaşlarda iliştirilmiş gazeteciliğin ve dolayısıyla psikolojik yönlendirmenin gereğini yerine getirirken diğer yanıyla, gerçek operasyonun akıllara çekilmesine hizmet etmektedir.

Afganistan’da savaştıracak asker bulmakta güçlük çeken, Irak’ta giderek daha çok bölgede direnişçilerin iradesine boyun eğen, İran’la gerilimi sıcak tutmakta çıkarı olan ve hiç olmasa Kuzey Irak’ta işbirliği huzuru yaşamak isteyen ABD, 5 Kasım’dan bugüne Türkiye ile ender rastlanacak boyutlarda bir görüşme trafiği başlatmıştır. Bu görüşmeler, Afganistan’da bulunan ama muharip olmayan Türk askerlerinin muharip statüsünde yeniden konumlandırılmasıyla mı, yeni birliklerin gönderilmesiyle mi sonuçlanacak; İran veya Irak konusunda Türkiye’den daha aktif rol mü istenecek; bunu bölgedeki emperyalist denklemler ve süreçteki çelişmelerin niteliği tayin edecektir. Ancak Türkiye’nin Kuzey Irak’taki Kürt özerk bölgesi konusundaki direncinin daha şimdiden kırıldığını ve Irak dahil bölgede ABD taşeronluğunun hemen her biçimi için olasılıkların 5 Kasım öncesine oranla ciddi boyutlarda arttığını söyleyebiliriz.

Başlatılan operasyonun gölgesinde ülke içinde atılan adımlar da üzerinde önemle durmayı gerektirecek boyutlardadır. Birincisi, cephe gerisinde adeta kımıldayan her yaprak hedefe konmuş; tersane işçilerine saldırıdan sokakta hemen herkesi potansiyel suçlu sayan denetime kadar güvenlik terörü çeşitlendirilerek yaygınlaştırılmıştır. İkincisi aynı süreçte Türban Yasası onaylanmış, ülkede en az 5 milyon insanın geçimini birebir ilgilendiren ve Türkiye’de tütün üretiminin sonunu getirecek adımlardan biri olan Tekel’in özelleştirilmesi gerçekleşmiş, kapitülasyonlarla özdeş gelişmelerin önünü açması beklenen Vakıflar Yasası Meclis’ten geçmiştir.

Belki operasyondan hemen sonra Türkiye ordusu kuşanıp bir yerlere saldırmayacak, ama Bush’tan Savunma Bakanı’na, Genelkurmay’dan Dışişlerine ABD’nin hemen her yetkili ağzının devrede olmasını gerektiren sorunun, Türkiye’nin sınır ötesine sınırlı bir harekat düzenlemesini sağlamak olmadığı daha ilk günden belliydi. Operasyon sırasında Tayyip Erdoğan’ın ABD’nin rolünü abartan açıklamaları ve teşekkürü, Türkiye’deki ABD karşıtlığını aşağı çekmeye ve muhtemel taşeronluk hizmetleri için psikolojik zemin oluşturmaya dönük bir atraksiyondan ibarettir.

Emeğe dönük saldırıların, hak gasplarının ve emperyalist talan imkanlarının hızlandığı, güvenlik terörü ile kitlelerin zapturapt altına alınmak istendiği bu koşullarda, gerçekleri açıklamak ve kitleleri doğru hedeflere yönlendirerek, egemen kutuplaşmalara yedeklenmelerini önlemek büyük önem taşımaktadır. Yarın çok geç olabilir.

29 ŞUBAT 2008

DEVRİMCİ HAREKET