Haziran’ca Tartışma ve Seçim Perspektifi

Seçimlere dair ortak bir “ön çerçeve” oluşturmamıza rağmen, meclislerde yapılacak tartışmalarda duruş ve öncelikler üzerinden farkların öne çıkması muhtemeldir. Haziran birlikteliği, farklara rağmen oluşmuştur. Bu birliktelik, birleşik bir irade beyanıdır; örgütlü ve programlı bir duruştur. Bunun, gündeme göre gerektirdiği sorumluluklar vardır. Bu sorumlulukların içinde, ortamın bir kesim/yapı tarafından domine edilmediği, bir çeşit iç asimilasyonun (tekleştirmenin, benzeştirmenin) yaşanmadığı bütünlüklü bir hareket oluşturma ihtiyacı öne çıkmış durumdadır.

Kuruluşundan bugüne kadarki süreç gösterdi ki Haziran, hızla bilinçlere ve gönüllere oturuyor. “Laik bilimsel ve anadilde eğitim” eksenli hamle, öngörülenin ötesinde bir karşılık bulmuş; Haziran’dan beklentilerin ne denli yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır. Üstelik henüz, harekete geçirilebilir potansiyelin bütününe ulaşılmış değildir.

Saldırı, ona uygun yöntem ve araçlarla bertaraf edilmelidir

Seçim, diğer tüm mücadele alanlarından farklı olarak, bileşenler arasındaki farkları dışa vurmaya en elverişli zeminlerden biridir. Bunun nedenlerine, neden seçime bu denli büyük harflerle ve altı kalınca çizilerek anlamlar atfedildiğine dair çok şey söylenebilir. Ama önemli olan, farkları büyütmek değil, buna rağmen ortak duruş oluşturabilmektir.

Evet, AKP’nin mümkün olan her alanda geriletilmesi önemlidir. Bu önem, aynı zamanda AKP eliyle inşa edilen sistemin niteliklerine işarettir. Seçim, AKP’nin iktidar imkanları ve hileler eşliğinde hemen her boyutunu belirleyebildiği, dolayısıyla tercih ettiği bir mücadele alanıdır. Bu nedenle, “Kavgaya davetiniz kabulümüzdür” derken de kastedildiği gibi sorunun sandığı aşan boyutuna/niteliğine uygun bir karşı duruş geliştirilmelidir.

Fiziki şiddetten yasa çıkarmaya, asimilasyondan fikri ve ideolojik tahakküme kadar yaşamın tüm boyutlarında geliştirilen saldırının, “ya sandık ya hiç” anlamına gelebilecek bir duruşla geriletilmesi gerçekçi değildir. Tehlike/saldırı, ona uygun yöntem ve araçlarla bertaraf edilmelidir.

Mücadele, uzun erimli, zorlu ve çok alanlıdır

Seçim, mücadele alanlarından yalnızca biridir; seçim tavrı ise sandıktan ibaret değildir. Burjuva siyasetle alternatif siyasetin araç ve tercihlerde birbirine yakınlaştığı, yer yer iç içe geçtiği seçim dönemlerinde, bağımsız duruşunu korumak, çalışma tarzının ve programatik iddialarının gereğini yerine getirmek, güven oluşturmanın ve tutarlılığın öncelikli koşuludur.

Seçim sürecinde sandık nasıl tek alternatif değilse; ittifaklar, aday tayini vb. de Haziran’ın tavrı üzerinde belirleyici olması gereken kıstaslar değildir. Deyim yerindeyse araba atın önüne çıkarılmadan tartışılmalı, taktiksel olan ilkesel olanın önüne geçmemelidir. Eğer sürece doğrudan ittifak ve aday pazarlıklarıyla başlanırsa, niyetten bağımsız olarak karşıtına öykünülmüş; pragmatizme, günü kurtarma eğilimlerine prim verilmiş; iddiada tutarlılık ve ilkelilik aşındırılmış olur.

Tekrar ve çok net söylüyoruz; Haziran, bir seçim ittifakı değildir.7 Haziran seçimi önemli olsa da, “ya sandıkta geriletme ya yenilgi” ufkuyla hareket edildiğinde; AKP’nin 13 yıldır olduğu gibi sandık raundunu kazanmasına, içerdiğinden öte anlamlar atfedilmiş, muhalif kesimlerde önemli oranda yaygınlaşmış olan çaresizlik fikri soldan beslenmiş, Haziran kendi kendini reddetmiş olur.

Haziran Hareketi’ne yönelik olarak dillendirilen ittifak olasılıkları, programlı bir ortaklaşmadan çok, sandık aritmetiğiyle sınırlı ve ittifak kavramının içeriğini zorlayacak boyutlarda bir işbirliğini yansıtıyor. Bunu, Kılıçdaroğlu’nun “Onlar eğer seçim sürecinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne destek verirlerse ayrıca çok mutlu oluruz ”  değerlendirmesinde de, Demirtaş’ın “ Sol-sosyalist kesimlerle görüştük. İttifak için değil, bazı yerlerde onların adaylarını gösterebiliriz. Meclis’e girerlerse istifa edip partilerine katılabilirler. Ama daha çok toplumsal kesimlerle görüşüyoruz, Alevilerle, azınlıklarla, dini cemaatlerle. Buralarda daha çok karşılığımız var. Onlarla ilişkilerimiz daha iyi görünüyor” biçimindeki ifadesinde de gözlemek mümkün. Haziran Hareketi ise, sürece öznel veya günü kurtaran hesaplardan uzak, ilkeli ve uzun erimli bakmak durumundadır; “destekçi” veya “yedeklenen” konuma düşmekten özenle kaçınmalıdır. Bu, kuruluş amaçları paralelinde yüklendiği sorumlulukların ve sahip olduğu bağımsız siyasal hattın gerektirdiği bir tutarlılık ölçüsüdür.

Süreç, Haziran’ı göreve çağırıyor

Gelinen aşama itibariyle faşizm, yaşamın kılcallarına dek tahkim edilmiş, yeni bir seçim zaferine ihtiyaç bırakmadan fiili başkanlığa da geçilmiştir. Dikkat edilirse, İç Güvenlik Yasası’nın meclisten geçirilmesi için seçim beklenmiyor. Egemen sınıfların saldırısı, sınıflar mücadelesini giderek keskinleştiriyor. Buna karşılık, sisteme tepkinin ve alternatif arayışının boyutu umut vericidir; zemin uygundur. Kavgayı her an, ihtiyaç duyulan her sahada örgütleyip toplumsal ve siyasal dinamiklere yön verecek bir iradeye ihtiyaç vardır; Bunun adı Haziran’dır.

Bu koşullarda, Haziran’ı göreve çağıran mevcut gerçekliği atlayarak “felaket tabloları” eşliğinde dayatılmış seçeneklere kendini mahkum etmek, istikameti sandık aritmetiği üzerinden tanımlanan zorunluluklarla belirlemek, Haziran’ı ilkesiz ve pragmatik duruşun bir parçası haline getirir. Halbuki bu hareket ismini, dayatılmış tüm çerçeveleri kırarak, imkansız gibi gösterilene ulaşmak üzere sokağa çıkanların; iklimi bahane etmek yerine kendi iklimini oluşturanların dinamizminden almıştır. Bu dinamik, sandığa sığmayacak ama sandıktan çıkan sonuca da teslim olmayacak boyutlardadır; hafife alınmamalı, daraltılıp ehlileştirilmemeldir.

Haziran Hareketi, bugüne kadar olduğu gibi seçim tartışmalarından da bütünlüklü çıkabilmeli, hangi karar alınırsa alınsın ve sandıktan hangi sonuç çıkarsa çıksın, alternatif bir Türkiye’nin mümkün olduğunu anlatabilmeli, “Çaresiz de alternatifsiz de değilsiniz Haziran var,” diyebilmelidir.

Haziran, başlı başına bir alternatiftir

Ülkenin toplumsal ve siyasal dinamikleri sandığa da, gerçekçi olmak gerekirse HDP’nin “çözüm süreci”yle tanımlanan hareket alanına da sığmayacak boyutlardadır. Sürece, seçimi önemseyen ama kendini sandıkla sınırlamayan bir ufukla yaklaşıldığında görülecektir ki Haziran Hareketi, bugün mevcut dinamiklerle buluşabilme olanaklarına azımsanmayacak boyutlarda sahiptir.

En geniş katılımla toplumsal ve siyasal halk dinamiklerinin bir araya gelmesi, Haziran’ı Haziran yapan temel amaçlardan biridir. Ancak bu, süreç içinde birleşik mücadele ile ete-kemiğe bürünecek bir olgudur. Toplumsal bir sıçrama anlamına gelecek böyle bir buluşmanın, 7 Haziran seçimlerine büyük önem atfeden çağrılarla gerçekleşeceğini sanmak, ezilenlerin güç ve imkân birliğini sandık koalisyonuna indirgemektir, birliği de amacını da hafife almaktır.

Haziran Hareketi’nin, başka bir konjonktürde kendi bağımsız adaylarıyla seçime girmesi mümkün olsa da bugün için böyle bir seçenek, danışma toplantılarında da ifade edildiği gibi henüz yeni kurulmuş olan Haziran Hareketi için erken/zorlama bir sınav olacaktır.

Tüm bu nedenlerle, Haziran Hareketi, nedenlerini ortaya koyarak, ittifaklı veya ittifaksız biçimde önüne bir sandık seçeneği koymayacağını, adil olmayan bu eşitsiz sınavı reddettiğini açıkça ifade etmeli; bunun alternatifsizlik veya çaresizlik olmadığının altı çizilmeli ve alternatif bir Türkiye tablosuyla süreç programlı karşılanmalıdır. Buna uygun olarak, seçim süreci boyunca en az, aday gösterenler kadar sokakta olunmalı, yoğun ve ısrarlı bir kampanya yürütülmeli, AKP’yle özdeşleşen yokluk ve umutsuzluk tablosuna karşı Haziran seçeneği öne çıkarılmalıdır.

Bu çerçevede, “Hırsızlara, Katillere, İşbirlikçilere Oy Yok/ Haziran Meclisleri’nde Birleşelim!” eksenli bir kampanya yürütülebilir. Böyle bir çalışma, Haziran Türkiye Meclisi’nde alınan ve “Yüksek seçilme barajı, antidemokratik seçim / parti yasaları, tek parti diktatörlüğünün sandık hileleri, ülkemizde seçme-seçilme hakkını hukuken ve fiilen ortadan kaldırmıştır, ” değerlendirmesini içeren “HAZİRAN HALK MECLİSİ MÜCADELE İÇİN GÖREV ÜSTLENİYOR” başlıklı karara da uygun olacaktır.

23 ŞUBAT 2015

DEVRİMCİ HAREKET