Emperyalizmin Sofrasındaki Somali

Son günlerde dünya gündemine Doğu Afrika’da yaşanan son 60 yılın en kurak yazı ve açlık tehlikesi oturdu. Bir anda medya merceğini bu bölgeye tuttu. Özellikle Somali’nin bu kuraklıktan ciddi şekilde zarar göreceği ve bir an önce insani yardımın bölgeye ulaştırılmaması halinde çok geç kalınmış olabileceği ifade edildi. Özellikle’de Türkiye’de İHH, Kimse Yok mu? ve Deniz Feneri Derneği gibi iktidar destekli “STÖ’ler bu durumu üstlerine vazife alarak işe koyuldular.

Nüfusunun neredeyse tamamının Müslüman olduğu Somali’ye “yardım toplamak için” bu “STÖ’ler, “Müslüman kardeşlerimize yardım elimizi uzatalım, Ramazan ayında iftarımızı Somali’li kardeşlerimizle aynı sofrada açalım” vb. üzerinden propagandaya başladılar.

Televizyonlarda eski futbolcular ile iş adamlarının birlikte Somali için yardım topladığı programlar gerçekleştirildi.

Hemen ardından Türkiye’den giden “yardımlar” Somali’de, Şerif Ahmet Yönetimi’ne teslim edildi. Sonrasında da Başbakan, aralarında TÜSİAD’ın, sanatçı ve yazarların da bulunduğu bir heyetle 18 Ağustos’ta Somali’ye gitti.

Bugün emperyalizmin 100-150 yıldır biriktirdiği araç ve yöntem zenginliği, asıl amacı kamufle edecek, hatta kamuoyunu da sürecin bir parçası durumuna getirecek bir düzeye ulaşmıştır.

Son dönemlerde Ortadoğu ve K. Afrika’da yaşanan/yaşatılan “Arap baharı” bu duruma iyi bir örnektir.

Emperyalizmin bu kadar rahatlıkla toplumu ikna etmesinde, toplumsal akıl/vicdan ve hafızayı oluşturması gereken devrimci-demokrat kesimlerin dünya ölçeğinde yaşanan olguları doğru okuyamamasının büyük payı vardır. Doğaldır ki hakim sınıflar kendi sınıfsal çıkarı için gerçekleştirdiği operasyon ve müdahaleleri tüm toplumun çıkarınaymış gibi lanse edecektir. Önemli olan ise, Marksizmi kendine kılavuz edinmiş olan devrimcilerin, yaşanan gelişmeleri halka doğru anlatabilmesidir. Ancak sol bugün, hiç olmadığı denli bir akıl tutulması ve yöntem krizi içindedir. Bu durum, solu sol yapan niteliklerin yittiği bir yedeklenme halini de ifade etmektedir.

KAPİTALİZMİN SERMAYE BİRİKİMİNİN KÖKLERİ AFRİKA TOPRAĞINDADIR

Afrika kıtası, coğrafi keşiflerin başladığı günden bu yana sömürgeleştirmenin tüm evrelerini yaşamıştır. Irk ayrımcılığına maruz kalmış, köleleştirilmiş, büyük plantasyonlarda, madenlerde köle olarak çalıştırılmış, hammadde ve doğal kaynakları talan edilmiş, tüm zenginlikleri bugünün metropol ülkelerine taşınmıştır. Klasik sömürge döneminde batının emperyalist güçleri, bayrağı ve askeriyle kara kıtada uzunca bir dönem hüküm sürmüşlerdir. Bir yandan sömürüyü gerçekleştirirken, aynı zamanda halklara dönük misyonerlik faaliyetini de sürdürmeyi ihmal etmemişlerdir. Yaşanan emperyalist paylaşım savaşlarında da boyunduruk altındaki halkları savaştırmayı unutmamışlardır. Sonuçta olan yine sömürge halklarına olmuştur.

Tarihsel anlamda Kara Kıta’nın geçmişi budur. Sömürüyle ve kanla yazılmış bir tarihe sahiptir. Yaşanan hiçbir sorunun asıl sebebi kuraklık, doğal afet vb. değildir.

Sovyet devrimi ve sonrası süreçte artan ulusal kurtuluş mücadeleleriyle birlikte kimi ülkeler sömürü zincirini kırarken, Kara Kıta’nın kalan bölümünde sömürü yeni bir biçim almıştır. Artık emperyalistlerin bayrağı ve askeri gitmiş, bağımsızlık görüntüsü altında emperyalizm, yerli işbirlikçileriyle birlikte ülkede kendini gizlemiş ve sömürüsünü derinleştirmiştir. Özellikle 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan yara almadan çıkan ABD yeni sömürgelerde ekonomileri askerileştirmiş ve Sovyet tehdidine karşı da dini örgütlenmeleri alabildiğine geliştirmiştir.

Reel sosyalizmin çöküşüyle, emperyalizm yine bölgede dilediği gibi cirit atar hale gelmiştir. Etnik, dinsel, mezhepsel vb. çatışma dinamikleri sürekli kaşınmış ve bundan karlı çıkan emperyalizm olmuştur.

EMPERYALİZM DİKTATÖRLÜK/DEMOKRASİ, ZÜLUM/ÖZGÜRLÜK, AÇLIK/REFAH VB. ÜZERİNDEN OLUŞTURDUĞU İLİZYONLARLA KAMUOYU DESTEĞİ YARATIP HALKLARI TESLİM ALIYOR

ABD, kapitalizmin sürekli krizle boğuştuğu bu koşullarda 11 Eylül Saldırılarını da gerekçe göstererek rakiplerine (Çin vb.) karşı daha avantajlı konuma geçebilmek ve elindeki pazar alanlarını korumak için enerji yolları ve kaynakları üzerinde tam denetim kurmaya dönük adımlar attı. Daha önce ham madde ve enerji kaynağı olarak görülen bölgeler, krizin etkisiyle ucuz emek sömürüsüne uygun bir şekilde pazarın ihtiyaçlarına göre dizayn edilmeye başlandı. Bununla beraber çok çeşitli bölgelerde ekonomik olandan askeri olana kadar birçok hamle denendi. Emperyalist işgallerden, stratejik bölgeler de askeri varlığı arttırmaya, turuncu devrimlerden arap baharına, kontrgerilla operasyonlarından terör demagojisine, kur savaşlarından ambargolara kadar birçok yöntem denendi. Bir deneyim zenginliği oluşturuldu.

Genelde emperyalizm, özelde ABD, bugün Afganistan ve Irak gibi kapsamlı kara savaşının da içinde bulunduğu işgale dönük müdahaleleri tercih etmemektedir Bu nedenle ekonomik zoru sürekli kullanırken işbirlikçi devletler, iktidarlar ve gruplar üzerinden süreci ilerletmekte, müdahalelerini hava saldırısı ve kontrgerilla operasyonları şeklinde sürdürmektedir. Daha önce ki sayılarımızda ifade ettiğimiz Yeni Nato Konsepti’nin özü budur.

Son dönemde ABD krizin artan yüküne ve Afrika’daki Çin etkisine karşılık 6. Birleşik Komutanlığı olan Afrikom’u oluşturmuştur. Ayrıca 2010 yılında ABD’nin Afrika’daki askeri program ve operasyonlarına ayrılan bütçe ciddi oranda arttırılmıştır. Bu yıl bütçenin daha da arttığı ifade edilmektedir. ABD kıtaya dönük operasyonlar için tüm hava ulaşım altyapısını yenilemiştir. Askeri operasyonların kapsamı Nijerya, Mali ve Somali’de genişletilmiştir.

Bunun yanında ABD, havuç sopa politikasını etkin uygulamakta, çözüm olabileceğini düşündüğü adımları sürekli denemektedir. Her ülkenin yapısına göre çeşitli aktörleri devreye sokabilmektedir. Somali’de bugün yaşananları bunun ışığında incelemek sanırız ki yerinde olacaktır.

Son zamanlarda İslam coğrafyası içinde Türkiye/AKP ABD’nin, emperyalizmin ihtiyaçlarını bütünüyle karşılayan bir model haline gelmiştir. Türkiye pazar olmanın yanında ucuz emek sömürüsünün derinlemesine arttığı ve geliştirilen cemaat ilişkileri üzerinden sınıfsal tepkinin absorve edildiği, ılımlı İslamın toplumsal yaşamda karşılık bulduğu bir yeni sömürge prototipidir. Bölge ülkeleri sisteme entegre edecek bir ucuz üretim üssüdür. Ve gizli anayasasını da (MGSB) Çin mallarıyla ve işsizlikle mücadele oluşturmaktadır. Bu yanıyla Türkiye, İslam coğrafyasında gerçekleştirilen her müdahalenin, ateşi tutan eli olmaya adaydır. Somali’de neler yaşandığına bu öngörüyle bakmak gerekmektedir.

SOMALİ’DE AÇLIK VE SEFALET YENİ DEĞİLDİR

Somali şu an 10 milyonu aşkın bir nüfusa sahiptir. Ekonominin % 65’ini tarım ve hayvancılık oluşturmakta, % 10’luk bir dilimde de sanayi yer almaktadır. Hayvancılıkta, deve, koyun, keçi ve sığır yetiştirilmektedir. Tarımda ise başlıca ürünler; mısır, darı, susam, fasulye, pamuk, şekerpancarı, sakız, kapole ve muzdur.

Somali’nin %2’si ekilebilir tarım arazisidir, %72’si otlak, %12’si ormandır. Sürekli su bulunan iki ırmağı vardır, bunlar da Güney’dedir. Nüfusun büyük bir bölümü göçebe bir yaşam sürmektedir.

Ülkede çıkarılabilen başlıca doğal kaynaklar, deniz tuzu, kireçtaşı, kum taşı, kil, lületaşı, alçıtaşı, demir, kalay boksit, titanyum, uranyum ve petroldür. Kuzey’de balıkçılık da belli bir yer tutmaktadır.

Somali de birçok Afrika ülkesiyle aynı kaderi paylaşmış ve 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla stratejik önemi artmış, 1887 yılına gelindiğinde İngiltere, İtalya ve Fransa arasında paylaşılmıştır. Somali’nin klasik sömürge niteliği, 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası dönemde, İtalyan ve İngiliz Somalisi’nin 1960 yılında birleştirilmesiyle “bağımsız” bir yeni sömürge niteliğine büründürüldü.

1960’tan 1969 yılına kadar yeni sömürge politikaları izlendi. Yabancı sermaye, ülkeyi talan etmesi için davet edildi. Devlet başkanı Abdürreşid Ali Şemerke’nin öldürülmesinin ardından ordu yönetime el koydu. Ancak bu tam anlamıyla bir darbe niteliği taşımıyordu. General Said Barre önderliğindeki Yüksek Devrim Konseyi yönetimi eline alıyordu. İşe başlar başlamaz ülkede yabancıların elinde bulunan bankaları, sigorta şirketlerini, petrol ikmalinde, elektrik alanında çalışan ve hafif sanayide bulunan yabancı şirketleri devletleştirdi. Yabancıların elinde bulunan toprakların devletleştirilmesine girişildi. Ülkenin gıda ihtiyacını karşılamak için merkezi planlamayla büyük devlet çiftlikleri kuruldu.

Somalice yazılı hale getirildi ve resmi dil oldu. Okuma-yazma seferberliği başlatıldı. Halkın da katılımını içeren kendine yardım kampanyaları yürütüldü. Bu kampanyalarla gönüllülerin katılımıyla çeşmeler, dükkânlar, caddeler, pazar yerleri ve sinemalar inşa edildi. Kadının toplumdaki yeri değişim geçirdi. Yasalar önünde kadın ve erkek eşit hale geldi ve yaşam içinde de bir karşılık bulması için uğraşıldı. 1973-75 arası göçebe olan nüfusun yerleşik yaşama geçebilmesi için adımlar atıldı. Bu dönemde Somali-SSCB Dostluk Anlaşması imzalandı.

Yüksek Devrim Konseyi yerini Somali Sosyalist Devrim Partisi’ne bıraktı ve Said Barre genel sekreterliğe seçildi.

1977’de Somali Ogaden bölgesi nedeniyle Etiyopya ile sınır anlaşmazlığına düştü ve aralarında savaş başladı. Savaşın artan yükü Somali’yi Arap Birliği’nin yaptığı teklifi kabule zorladı. Arap Birliği, SSCB ile ilişkileri kesip Sovyet uzmanları sınırdışı etmesi ve ülkede müslümanlaştırma ve araplaştırmanın önünü açması koşuluyla Somali’ye 1 milyar dolar yardım yapmayı kabul ediyordu. Somali, SSCB’nin Etiyopya’ya yardım ettiğini gerekçe göstererek Sovyetlerle tüm ilişkilerini kesti. Bu süreç ABD’nin yeşil kuşak, din, milliyetçilik vb. projeler üzerinden Sovyetleri sıkıştırmaya çalıştığı dönemdi.

Sonrasında Somali’de ciddi bir değişim yaşandı. IMF ve Dünya Bankası politikaları ülkede yeniden uygulanmaya başladı. Ve bu bir anlamda sonun başlangıcı oldu. Planlı ekonomiden liberal ekonomiye ve serbest döviz kuruna geçildi. Sonuç itibariyle ortaya bir yeni sömürge enkazı çıktı.

1991 yılına gelindiğinde Barre, Somali’nin 2/3’ünde petrol arama imtiyazını ABD’li şirketlere vermişti. Kısa bir süre sonra da devrildi. Ve 1992’de iç savaş başladı. Ardından ülkeye 1993 yılında Nato “insani yardım” adı altında müdahale etti ve ancak direniş karşısında hezimete uğrayarak geri çekilmek durumunda kaldı. Devletin olmadığı dönem başlamış oldu. Süreç içerisinde ülke birkaç parçaya bölündü. (Somalialand, Putland vb.)

Bir dönem ABD’nin önünü açtığı ve desteklediği radikal İslami örgütlenmeler günden güne Somali’de hakim hale gelmeye başladı.

SOMALİ’DE NE YAPILMAK İSTENİYOR?

Somali stratejik açıdan büyük öneme sahip bir ülke. Aden Körfezi, dünya petrollerinin %30’unun geçtiği Süveyş Kanalı, Basra, Hürmüz Boğazı ve Hint Okyanusu’na kapı aralıyor. Körfezin bir yanı Somali, bir yanı da Yemen. Bugün ABD için Yemen’de de işlerin iyi gittiğini söylemek mümkün değil. Belli bir süredir korsanlık faaliyetleri üzerinden bölge dünya gündemine girdi. ABD’nin ve Nato’nun (Türkiye de dahil) Aden Körfezi’nde gemileri bulunuyor.

Somali’nin son on yılına baktığımızda ABD destekli Geçici Federal Hükümet (TFG) ile 2002’de üç İslami örgütün (Küresel Cihad/El Şebab, Hizbi İslami, İhvan-ı Müslimin) birleşerek kurduğu İslam Mahkemeler Birliği (UIC) arasında çatışmaların sürüp 2004 yılından 2006 yılına gelindiğinde UIC’in başkent Mogadişu’yu da eline geçirerek hâkim olduğunu görmekteyiz. Bu dönemde ülke nispeten bir istikrara kavuşuyor. Havaalanı ve limanlar açılıyor. Köylüler tarım ürünlerini pazara indirmeye başlıyor. Tam bu sırada BM Gıda Programı Somali Ayağı, depolarında birikmiş tahılı halka bedava dağıtmaya başlıyor. Ve köylü elindeki ürünü satamaz hale geliyor. Ertesi yılda aynısı gerçekleşiyor ve tarımda üretici bütünüyle bitiriliyor. Suudi Arabistan’a ihraç edilen ete veba vb. gerekçelerle engel olunuyor. Aynı zamanda ABD teröre destek oluyor gerekçesiyle Dubai üzerinden 250 milyon dolar hacimle işlem gören Somali bankası Al Barakaat’ın kapatılması için baskı uyguluyor. Bugün yaşanan açlığın asıl sebebi emperyalist kurumların Somali ekonomisini çökertmesi, tarımını ve hayvancılığını bitirmesidir.

Ardından 2006 yılı sonunda ABD destekli Etiyopya, Somali’ye girdi. UIC Mogadişu’dan uzaklaştırıldı. 2007 başında 6000 Afrika Birliği askeri (AMİSOM) Geçici Federal Hükümet’in korumalığını üstlenir şekilde bölgede yer aldı. Direnişe geçeceğini ifade eden UİC’e karadan Etiyopya askerleri saldırdı, havadan da ABD jetleri bomba yağdırdı. 2009 Ocak ayında Etiyopya askerleri bölgeden çekildiğinde geriye 21000 civarı ölü, 1 milyon evsiz, 3 milyon acil yardıma muhtaç insan bıraktı.

Yine bu süreçte, ABD yavaş yavaş toparlanan UIC’i zayıflatmaya dönük bir hamle yaparak böldü. UIC’i oluşturan üç yapıdan biri olan İhvan’ın desteklediği Şeyh Şerif Ahmet’le 2008’de gizli bir anlaşma yaptı. Sonrasında Şerif Ahmet ABD tarafından Somali Devlet Başkanı ilan edildi. Ancak Şerif Ahmet yönetimi Afrika Birliği (Brundi ve Uganda) askerlerinin varlığıyla ayakta durabiliyor.

UIC döneminde azalan korsanlık faaliyetleri bu dönemde artış gösteriyor. ABD de ülke içinde kontrgerilla faaliyetlerine hız kazandırıyor. Kaçırmalar, suikastlar olağan bir hal alıyor. Irak ve Afganistan’dan sabıkalı (cami ve pazar yeri bombalama, mezhep savaşları vb.) Blackwater gibi özel askeri şirketler sürece dahil oluyor. Somali askeri birliklerini yetiştirmek ve operasyonel eylemler için görevlendiriliyorlar. Ayrıca ABD Uganda’da askeri birlikleri yetiştiriyor. 11 Temmuz 2010’da Uganda’da El Şebab bir bombalı saldırı gerçekleştirdi. 76 kişi öldü. Sonrasında Afrika Birliği toplandı ve Somali’deki AMİSOM askerleri sayısını önce 8.000’e ardından 10.000’e çıkarma kararı aldı.

Yine bu dönemde 21-23 Mayıs 2010’da İstanbul’da BM Somali Konferansı gerçekleşti.

Konferansa Türkiye adına Erdoğan katıldı. İstanbul Deklarasyonu’nda şu kararlar çıktı: güçlü hükümet kurumlarının oluşturulması, güçlü ve birleşik bir komuta altında profesyonel bir güvenlik gücünün oluşturulması, yeni oluşturulacak güvenlik güçlerinin eğitimi, donanımı ve maaşlarının ödenmesi için yardıma gereksinim olduğu, Somali’nin yeniden inşası ve kalkınmasının ancak hükümet kurumları, özel sektör ve STÖ’lerin içerde ve dışarıda birlikte çalışmasıyla mümkün olacağı ifade edildi. Ayrıca BM tarafından tüm ülkelerin üzerine düşenleri yapması için Ağustos 2011’e kadar süre tanındı.

Bu yılın başında da BM Gıda Programı Somali Ayağı yardımı durdurdu. Kısaca Somali halkı bu sefalet ve yokluk içine bilinçli bir şekilde sokuldu. Ardından tüm dünyanın gözü bu bölgeye çekildi. Müslüman kardeşlerimize yardım elimizi uzatalım nidalarıyla Türkiye bu süreçte aktörlüğe soyundu.

TÜRKİYE’NİN SOMALİ’YE DÖNÜK ADIMLARI NE ANLAMA GELİYOR?

Öncelikle Somali’ye dönük adımları tek başına Türkiye atıyormuş gibi bir yanılsama içine düşmemek gerekiyor. Bu adımlar ABD’nin çizdiği resim içinde uyguladığı farklı renklerdir. Aden üzerinden Kızıldeniz’i ve Süveyş Kanalı’nı, Hint Okyanusu’nu ve Afrika’yı kontrol edebilen Somali gibi bir coğrafya doğal olarak kendi kaderine terk edilmeyecektir.

Bugün radikal İslam ABD’yi vuran bir bumeranga dönüşmüştür. Bu nedenle Türkiye’de başarılı olan ılımlı İslam ve onun üzerinden girilen ilişkiler önem arz etmektedir. Filistin, Suriye ve Irak üzerinde Türkiye’nin doğrudan giriştiği ilişkiler belli ölçülerde başarı sağlamıştır. Yeniden dizayn edilen Mısır doğrudan Türkiye’yi model almaktadır.

Bugün Türkiye üzerinden İşbirlikçi Şerif Ahmet yönetiminin ayağa dikilmesi ve yapılan yardımlar üzerinden halkın sempatisinin Türkiye’ye dönük sağlanması hedefleniyor. Böylelikle Türkiye, bölgede kapitalist ilişkileri inşa ederken gölü kurutmaya yardımcı olacak ve ABD de balığı yakalamaya çalışacak gibi görünüyor.

Türkiye’nin bölgeye yaptığı ziyarette ilk elden TÜSİAD gibi kuruluşlarla gitmesi somut projelerin uygulanmaya başlayacağının işaretidir. Basına yansıdığı kadarıyla Türkiye’nin toplu konut projelerine girişeceği ve alt yapı oluşturacağı ifade ediliyor. Ayrıca K. Irak’ta yaşanan sürecin bir benzeri olarak, Gülen cemaati üzerinden okullarla, cemaat ilişkileriyle bölgedeki mevcut aşiret yapısı, feodal yapı dağıtılarak kapitalizmin gelişiminin önü açılacak, yeni pazar ve ucuz üretim cennetinin temelleri atılmış olacaktır. Şuan bunu Türkiye’den başka yapabilecek bir ülke gözükmüyor.

Ayrıca Türkiye, ordusuyla birçok bölgede askeri eğitim vermektedir. Daha önce Gürcistan ve Afganistan’da eğitim vermiştir. Suriye’deki muhalifleri de eğittiği ifade edilmektedir. Somali askeri unsurlarının eğitiminde de Türkiye gönüllü gözükmektedir. İlerleyen günlerde bu konuda da adım atılması olasıdır.

Ayrıca Türkiye Somali’ye dönük adımlar atarken tüm İslam coğrafyasında prestijini arttırmakta ve Somali meselesini ABD için Ortadoğu’da üstlendiği görevleri yerine getirebilmenin sıçrama tahtasına çevirmeyi ihmal etmemektedir. Bu vesileyle Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı’nı olağanüstü toplantıya çağırmış ve islam ülkeleri içindeki “önderliğini” bir kez daha ortaya koymuştur. Ayrıca iç kamuoyunda da Somali’yi göstererek şükür edebiyatı üzerinden ülkede de prim toplamaktadır. Toplanan yardımlar üzerinden sağlanan rantları ise değerlendirme dışı tutuyoruz.

Kısaca emperyalizmin Somali’de Şerif Ahmet yönetiminden, bir AKP çıkarma çabası söz konusudur. Bu da bu işi en iyi uygulayan Türkiye üzerinden öğretilecektir.

Yazımızın başına dönecek olursak Somali halkının açlıkla, sefaletle yaşamasının zeminini yaratanların yine bu açlığı ve sefaleti kullanarak Somali halkının başına çorap örme hazırlığı içinde olduğu görünmektedir.

Somali’nin kurtuluşu ise emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı mücadeleden geçmektedir. Emperyalizmi ülkeden kovmadan söz konusu kaynakları da tüm toplum için planlı bir şekilde kullanarak açlığı ve yoksulluğu bir kader olmaktan çıkarmak söz konusu olmayacaktır. Dünya haklarının tarihi köleleştirmeye ve emperyalizme karşı direnişin de tarihidir. Her halkın emperyalizme ve faşizme karşı savaşını örgütleyecek, onurlu devrimcileri vardır. Somali halkı emperyalizmin boynuna geçirmeye çalıştığı esaretin zincirini kıracaktır. Emperyalizm yenilecek direnen halklar kazanacak.

Özgür Irmak

Sayı 34 (Ekim – Aralık 2011)